

Yönlendiriliyoruz. En özgür karaktere sahip olanımızda, en suskun ve basık karaktere sahip olanımızda dahil olmak üzere yönlendiriliyoruz.
Hayalini kurduğumuz her şeyin bir insanın fikrinden çıkmış ve uygulamaya koymuş olduğunu unutarak, ters psikoloji ile yönlendiriliyoruz.
Basit örneklemeler ile kısa bir düşünce turuna çıkalım.
Yaz aylarında size kim ne zaman her gün dışarıya çıkarken çok daha rahat olan şort yerine pantolon giymenizi söyledi? Hepimiz banka personeli miyiz? Hepimiz ordu görevlisi miyiz? Bu pantolunu ilk kim ne zaman efendilik simgesi olarak tanımlayıp bununla dolaşmalıyız dedi?
Büyük motor kapasiteli rahatsız edici ses çıkaran araçları kim ne zaman size “Bu araçlar gerçekten çok çekici kesinlikle buna sahip olmalısın” dedi? Hepimiz istiyoruz farkında olmadan, düşünmeden, sorgulamadan.
Sabah erken saatlerde, başkalarını zengin etmek için gidip kendi ömrünüzden zamanı harcayıp, aylarca çalıştıktan sonra evinize sadece bir koltuk takımı alabileceğinizi, üstüne borçlanıp bir o kadar zaman daha çalışmanız gerektiğini size kim söyledi?
Evet yönlendirildik ve yönlendiriliyoruz. Hiç kimse ben özgürüm deme lüksüne sahip değil. İki alternatif var; ya her şeyi olduğu gibi bırakıp doğal bir hayata dönüş yapacağız ki doğal dediğimiz ortamlar sınırları çizilmiş siyasi haritalardan ibaret, ya da yönlendirilmeye devam edeceğiz ve farkında olmadan bitecek ömürlerimiz.
En acı kavramda burada ortaya çıkıyor. “Boşa geçirilen ömürler.”
Susun, kafanızı kaldırın, gökyüzüne bakın. İmkanınız varsa bunu sessiz ve doğal bir ortamda yapın. Gözlerinizi kapatın, derin bir nefes alın ve düşünün. Ben ne yapıyorum?
Yaşadığımız gezegen milyonlarca yıldır doğal bir dengeyle hayatta kalmaya çalışıyor. Bizim yaptığımız sadece kendimize ihanet etmek değil yaşadığımız gezegene de ihanet etmek. Çok istediğiniz, gücünüzün yetmediği o takı, eşya veya araba var ya bundan bin yıl önce yoktu. Ya o zamanlar doğmuş olsaydınız istekleriniz nasıl şekillenecekti? İsteklerimiz, özgür sandığımız fikirlerimiz bile yönlendirilmiş.
Geniş düşüncelerden günümüzün acı gerçeklerine doğru dönüş yapalım.
Milyonlarca yıldır yaşayan mavi gezegenimizde denk geldiğimiz döneme bakar mısınız. Birileri zengin olsun diye çalışıyoruz. Birilerinin çocukları zengin olsun diye çalışıyoruz. Birilerinin fikirlerini diğerlerinin üzerinde olsun, o uygulansın diye ölüyoruz. Sokaklara çıkıp bağırıyoruz, yoruluyoruz ama konu hep birileri. Siz en son ne zaman özgün bir düşünceye sahip olup bunu savunduğunuzu hatırlıyor musunuz? Biz neden sürekli birileri için çabalıyoruz?
Üretmiyoruz, üretileni tüketiyoruz ve bunu yaparken üreten insanların ülkelerine, onların refah seviyesinde yaşam hayalleri kuruyoruz. Kendimiz için çalışmıyoruz, başkaları için çalışıyoruz ve çalıştığımız insanların lüks hayatına sahip olmanın umut dolu hayalleri içerisindeyiz sürekli.
Kocaman bir paradoksun içinde, başkaları için nefes aldığımızın farkına varmadan istediğimiz hiçbir şeyi yapamadan yaşlanıp öleceğiz. Öyle bir zamanda öyle bir yerdeyiz.
Yaşadığımız siyasi haritaya bakacak olursak bedenimiz bize dayatılmış standartlardan dolayı başkaları için çalışmaya mahkum bırakıldı ama fikirlerinizi satmayın. Düşüncelerinizi satmayın. Gün gelecek bizi refah seviyesine aydınlık düşüncelerimiz taşıyacak.
Özgürlüğün beden gücü ile değil iradeyle olabileceğini zamanında çok güzel anlatan Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un bir şiiri ile baş başa bırakıyorum sizi. Saygıyla…
Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdımı, hatta boğarım! …
-Boğamazsın ki!
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git! , diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu…
İrticâın şu sizin lehçede ma’nâsı bu mu?
Mehmet Akif Ersoy