

Hayat Neden Hep “Sade” ve Acı Geliyor?
Kuşadası’nda, şöyle deniz kokusunun hafiften vurduğu, Setur Marina taraflarında ya da çarşıda önünde üçüncü dalga kahve yazan şık bir kafeye girdiğini hayal et. İçerisi mis gibi kavrulmuş çekirdek kokuyor ama senin aklında sadece artan ev kiraları ve o bitmek bilmeyen “sezon ne zaman açılacak?” stresi var. Baristanın önüne gidiyorsun. Şöyle bol sütlü, yumuşak içimli bir Latte hayalin var; yani huzurlu, bereketli bir hayat…
Ama ağzından çıkan cümle tam bir Türkiye klasiği:
“Ben siyah kahve istemiyorum!”
Barista yüzüne bakıyor (belki dışarıdaki kruvaziyer gemilerine dalmış, kafası karışık):
“Tamam da efendim, ne istiyorsunuz?”
Sen ısrar ediyorsun:
“Tek bildiğim şey, o acı siyah kahveyi istemediğim. O fakirlik kokan, şekersiz, sütsüz, boğazımdan zor geçen şeyi önüme koyma!”
Barista omuz silkiyor, arkasını dönüyor. On dakika sonra elinde bir bardakla geliyor. İçinde ne var dersin? Zift gibi bir siyah kahve. Çünkü sipariş sürecinde beyninin yaydığı tek sinyal, dilinden dökülen tek kelime oydu.
Türkiye Simülasyonunda “İstemiyorum” Döngüsü
Bizim buralarda hayatı tam olarak böyle yaşıyoruz. Sabah Kadınlar Denizi’nde güneşe karşı uyanıyoruz, akşam yatıyoruz ama hep “ne istemediğimizi” haykırıyoruz. Ama evrenin (veya adına ne dersen de; sistemin) algoritması “değil” ekini algılamıyor. O sadece anahtar kelimeye odaklanıyor.
Sipariş fişine bakıyorsun: Hepsi istemediğin şeyler. Ama hepsini sen, kendi sesinle çağırdın.
Fakirlik Bir Zihin Siparişidir
Kuşadası gibi bir yerde bile “parasızlıktan nefret ediyorum” demek çok kolay, çünkü dışarıdaki o ışıltılı hayatla cebindeki gerçeklik bazen çarpışıyor. Ancak bu bir hedef değil, bu sadece bir şikayet. Şikayet ise yerinde saymaktır.
Eğer sürekli “borcum bitsin” diye dua ediyorsan, odağın borçtadır. Borç bitmez, sadece şekil değiştirir. Bir bankadan alır, diğerine verirsin. Çünkü siparişin “borç” üzerine kuruludur.
Gerçek şu ki: Kaçmaya çalıştığın şeye ne kadar çok bakarsan, ayağın o kadar çok oraya takılır. Çukura bakarak araba süren, eninde sonunda o çukura düşer.
Siparişi Güncelleme Vakti
Peki, bu “Siyah Kahve” döngüsünden nasıl çıkacağız? Baristayı (hayatı) suçlamayı bırakıp, siparişi netleştireceğiz.
Unutma; hayatın mutfağı senin ağzından çıkan her kelimeyi bir sipariş fişi olarak algılar. Eğer her gün aynı acı kahveyi içiyorsan, belki de siparişini değiştirmenin vakti çoktan gelmiş, hatta geçiyordur.
Şimdi söyle bakalım; bugün Güvercinada’ya karşı ne içiyoruz? Jager’mi? Kahve’mi?