

Sevgili Atam,
Bu mektubu sana derin bir hüzün ve içten bir özür dileğiyle yazıyorum. Bize emanet ettiğin Türkiye Cumhuriyeti’ni ve onun aydınlık geleceğini her geçen gün uzaklaşmakta olan bir hayal gibi görüyoruz. Cumhuriyet’in, özgürlüğün, bağımsızlığın ve adaletin simgesi olarak yola çıktığımız bu ülkenin günümüzde yaşadığı sıkıntıları anlatmak için sana dönmek istedim.
Bağımsızlık mücadelemizin ardından, bize çağdaş bir devlet, bilimle, sanatla, düşünce özgürlüğüyle donatılmış bir yaşam bırakmıştın. Bugün bu değerlerin her biri, toplumun farklı kesimlerinden gelen kutuplaştırıcı baskılar, inanç üzerinden yapılan siyasal müdahaleler ve bireylerin özgürlüklerini sınırlandıran uygulamalarla tehlike altında. Senin “en büyük eserim” dediğin Cumhuriyet’te, her gün eğitimden sanata, kadının toplumdaki yerinden basın özgürlüğüne kadar pek çok kazanımımız örseleniyor.
Gençler, geleceklerinden her geçen gün daha fazla kaygı duyuyor. Eğitim seviyesi yüksek, bilimde ve sanatta ileri görüşlü gençlerimiz, geleceklerini burada inşa etmekte zorlanıyor. Ülkemizin beyin gücü, umudunu başka topraklara taşımak zorunda kalıyor. Senin önderliğinde kurulan üniversiteler ve bilim merkezleri, bağımsız düşünce yerine başka kaygılar güderek işlevlerini yitiriyor. Sık sık “Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır,” derdin, Atam. Bugün, o görevini en iyi yapmaya çalışan gençlerimiz, seslerini duyuramadıklarından ve bağımsız düşüncelerini ifade edemediklerinden dolayı ülkemizi terk etmek zorunda kalıyor.
Toplumumuzun bir diğer yarası da kadınlarımızın yaşadığı zorluklar. Senin onlara verdiğin değeri ve eşitlik için sağladığın hakları günümüzde koruyamıyor olmaktan dolayı büyük üzüntü duyuyorum. Kadınlarımız, eşitlik mücadelesinde yalnız bırakılıyor, birçok kadın cinayeti yeterli cezalarla sonuçlanmıyor. Kadınların eğitimde, siyasette ve iş hayatında etkin bir şekilde yer aldığı, özgürce fikirlerini söyleyebildiği bir toplum hayali artık giderek bir ideale dönüşüyor.
Ekonomi ise bizleri her geçen gün daha fazla zorluyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarında ekonomik bağımsızlık için attığın adımları, halkın refahı için geliştirdiğin projeleri maalesef artık göremiyoruz. İşsizlik oranı arttıkça insanlar yoksullukla mücadele etmek zorunda kalıyor, aileler temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. Dışa bağımlılığın arttığı, üretimin düştüğü, gençlerin umudunu kaybettiği bu ekonomik atmosferde, herkes yarına dair kaygılı.
Basın özgürlüğü ise Cumhuriyet değerlerinin en temel taşlarından biriydi. Fikirlerin özgürce ifade edilebilmesi, halkın doğru bilgilendirilmesi, bağımsız ve tarafsız basın senin inşa ettiğin Türkiye’nin olmazsa olmazlarıydı. Ancak bugün, pek çok gazeteci fikirleri yüzünden yargılanıyor, televizyon kanalları kapatılıyor ve halk doğru habere erişmekte zorlanıyor. Basın üzerindeki bu baskı, halkın güvenini sarsmakla kalmıyor, aynı zamanda toplumumuzda hakikatin yavaş yavaş kaybolmasına sebep oluyor.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bize miras bıraktığın değerlere ve kazanımlara sahip çıkamadığımız için çok üzgünüm. Yaşanan zorluklara rağmen, içinde bulunduğumuz bu karanlık dönemin sona ereceğine ve senin bize bıraktığın mirası yaşatabileceğimize dair umudumuzu yitirmiyoruz. Mücadelemize devam edeceğiz, Türkiye Cumhuriyeti’nin ışığını, laikliğini ve bağımsızlığını korumak için elimizden geleni yapacağız.
Bizlere emanet ettiğin Türkiye’yi daha aydınlık bir geleceğe taşımak adına senden söz almak istiyorum, Atam. Cumhuriyet’in ışığıyla nice yıllara…
Sevgi ve minnetle, Bir Türk Genci.