

Sporun hep bir parçası oldum ve çeşitli lisanslı sporlarla uğraştım. Fitnessa başladıktan sonra, crossfiti keşfetmek adına bir arayış içine girdim. Crossfit, beni daha fazla cezbetti ve bu sporun yaygınlaşması için bir adım atmaya karar verdim. Kuşadası'nda bu konuda öncü olma isteği ve bu konuda somut adımlar atma arzusu, Crossbox Kuşadası'nı kurma fikrini ortaya çıkardı.
Evet, aslında bir hayaldi, ancak bir rüya bu süreci hızlandırdı. Bir rüyada, Kuşadası'nda arkadaşlarımın salon açtığını gördüm ve bu rüya, harekete geçmemi hızlandırdı. Bu komik rüya beni İstanbul'dan ayrılmaya motive etti ve Kuşadası'nda Crossbox'ın temellerini atmaya karar verdim.

Spor salonunuzun öne çıkan özellikleri nelerdir?
Her seviyeye göre antrenman çeşidiniz var mı?
Evet, Crossbox Kuşadası olarak her seviyeye uygun antrenman çeşitleri sunuyoruz. 13-14 yaşındaki gençlerden, 60 yaş üzerindeki katılımcılara kadar herkesin ihtiyacına uygun programlarımız var. Sedanter bir yaşam tarzına sahip olanlardan, ağır kilolu olanlara kadar herkesi memnun edecek bir antrenman seçeneği bulabilir. Herkes buradan verim alabilir ve kendi başarılarını oluşturabilir.
Crossfit alanında tescillenmiş bir salonun önemi nedir?

Crossfit antrenörlüğü sertifikalarıyla ilgili düşünceleriniz nelerdir?
Crossfit antrenörlüğü ile ilgili Türkiye'de bir çalışma olmadan önce, bu alanda seminerlere katılmak istiyordum. Ancak, o dönemde Türkiye'de Crossfit hakkında herhangi bir seminer bulunmuyordu. Bu nedenle ben Hollanda'ya ve İtalya'ya giderek bu seminerlere katıldım ve sınavları geçerek belgemi aldım. Bu sınavlar oldukça zorlayıcı ve dili İngilizce olduğu için yüksek düzeyde İngilizce bilmek gerekiyordu. Türkiye'de Türkiye Cimnastik Federasyonu, Crossfit ile ilgili sertifika programları başlatmadan önce, bu belgelere sahip olmak için yurtdışına gitmek zorundaydık. Ancak, Türkiye'de bu alanda gelişmeler yaşandı ve federasyon da sertifikasyon programları düzenlemeye başladı. Bu programlar, iki veya üç gün süren seminerleri içermekte ve ardından bir sınav yapılmaktadır. Ancak, bu belge sadece Türkiye'de geçerli olup, dünya genelinde tanınmamaktadır. Bu nedenle, crossfit sertifikasını dünya genelinde tanıyan Crossfit'in kendi belgesine sahip olmak daha avantajlıdır.
Gerçek mesleğiniz rehberlik, ancak spor salonu işletmeye nasıl karar verdiniz?
Rehberlik de biz sürekli vücut aktif halde yürüyoruz, yokuş çıkıyoruz iniyoruz işte olumsuz hava şartlarında da yapıyoruz bu güçlü mesleğimizi. Sporun bundaki artısı benim gücüm, kuvvetimi daha da yukarı çekti. Yani diğer meslektaşlarım gibi, yorulmaktan ziyade benim enerjim, her zaman daha ileride kalıyor. Yani yorulmuyorum. Bu da ne oluyor? Rehberliğimi daha kaliteli hale getirebiliyorum.

Crossfit genellikle bir topluluk etkinliği olarak bilinir. Crossbox Kuşadası bu topluluğu nasıl bir araya getiriyor?
Açıkçası özellikle Kuşadası halkından bahsedeceksek, bu konuda birazcık sınıfta kaldıklarını söyleyebilirim. Özellikle Ege bölgesindeki insanlar daha çok hareket etmeyi sevmeyen insanlardır. Ondan ziyade işte hafta sonu nerede içelim, ne yapalım tarzı planlamaları yapmayı seviyorlar. Bizim sporumuz da fitness veya diğer salon sporlarına baktığımızda daha yorucu ve daha hareketli. İnsanlar bundan da çekiniyorlar. Yani biz bundan çok anlayamıyoruz. Hareket etmekten korkmayın. Mutlak şekilde sizi daha da yukarı çekecek, diğer kapasitenizi arttıracak antrenmanlar yapmanız gerekiyor. Yani konu sadece ağırlık kaldırmak değil. Özellikle pandemi döneminde ne oldu işte ilk senesinde spor salonları ortalama olarak üç ay kapandı, ikinci sene iki iki ay kapandı ortalama olarak ve bu sürede fitness yapan grupların çoğu ışık görmüş tavşana döndüler. Yani hiçbir spor yapamadılar çünkü onlar için tek spor ağırlık kaldırmak. Ama bizim için öyle değil. Bizim için her türlü hareket bir spordur. Yani sadece bir ağırlığa gerek yok. Ondan dolayı biz bu süre zarfında kapalı olduğumuz sürelerde arkadaşlarımıza ev antrenmanları da yazıp gönderdik. Özetleyecek olursak, Kuşadası halkının bu kadar yüksek hareketi çok sevdiğini söyleyemem, ama yurt dışından, şehir dışından gelen birçok crossfit atleti ya da crossfit öğrencisi salonumuza geldiği zaman bayılıyorlar. Bölgeye bayılıyorlar, içerdeki ergonomiye bayılıyorlar, çok hoşlarına gidiyor. Ama daha Kuşadası halkı bunu çok keşfedemedi diyebilirim.
Tabii ki yeterli avantaj sağlanıyor. Biz buradaki tek eksiğimiz. Zaten bundan bahsetmiştim. Crossfit Türkiye'ye geç geldi. Yani 2009-2010 gibi tarihlerde geldi. Dolayısıyla crossfit atletler de bu sporla geç tanıştı. Ondan dolayı performansı kayda değer bir başarı alamadık. Dünya genelinden bahsediyorum. Ancak bu bundan sonra için böyle olacak anlamına gelmiyor. Şimdi artık 13-14 yaşından itibaren başlayan arkadaşlarımız bizi bu sporda oldukça ileri taşıyabilecek. Yani örnek veriyim, isim de vereyim. Eren Yayla isminde bir atlet arkadaşımız var. Bu spora sanırım 15-16 yaşlarında başladı. 17 yaşında dünya 20. Si oldu. Çok güzel bir başarı ve her sene üstüne koyarak gidiyor. Bu genç arkadaşımız şu anda muhtemelen 20-21 yaşlarına geldi ve birçok kişiye taş çıkarıyor. Çok ciddi ağır kiloları kaldırabiliyor. Çok ciddi bir ciğer yapısına sahip. Şu anda Türkiye'deki yarışmaların çoğunda önemli başarılar elde ediyor. Yani birinci, ikinci ya da üçüncü oluyor, oldukça başarılı bir dönemde. Sonuç olarak yeterli imkanlar elbette ki var. Ancak bundan sonra daha iyi bir başarı bekliyoruz genç arkadaşlarımızdan. Mesela benim bu sporla, tanışma yaşım 26 veya 27, oldukça geç. Şu anda görüyoruz ki 13-14 yaşındaki gençler, Amerika'da özellikle, hatta 7 yaşında dahi crossfit yarışması çocuklarla yapılıyor. Bir de kısaca şöyle bir önyargı da var Türkiye'de. Çocuğun ağırlık kaldırması, boyunun kısa kalmasını sağlar gibi bir önyargı var. Ondan dolayı ebeveynler çocuklarını ağırlık kaldırmaya göndermiyorlar. Bu çok yanlış bir bilgi. Yani doğru bilinen bir yanlıştır. Ağırlık antrenmanlarının boya etkisiyle alakalı araştırmalarını da yaptık. Boydaki etken %2 lik bir etkendir. En büyük etken genetiktir. Aile genetiğinde boy oranı kısaysa, çocukta kısa olabilir zaten. İkinci etken beslenmedir. Daha sonra stres gelir ve spor. Ondan dolayı yani çocukların ağırlık kaldırmasından korkmayın. Spor ile güzel bir şekilde kemik yapısı, kas yapısı şekilleniyor, neden böyle bir önyargı var Türkiye'de anlamsız? Şimdi dünya çapında efsane olmuş bir isimden bahsedeyim. Yarışmacı atletimiz Naim Süleymanoğlu muhtemelen boyu 1.50. Çok kısa. Dünyaları kaldırıyor, hala onun başarısına sahip olan, dünya çapında bir atlet yok. Şimdi bu Naim Süleymanoğlu neden bu denli ağır kilolara girebildi? Boyu kısa olduğu için ergonomi buna izin veriyordu. Ama şu anda 1.80 veya 1.90 boyundaki bir kişiyle 1.45, 1.50 boyundaki bir kişinin aynı kiloyu kaldırması söz konusu değil. Neden? Çünkü potansiyel buna izin vermiyor. Yani boyuna göre izin veriyor. Tabii ki genetik faktör çok önemli. Naim Süleymanoğlu'nun boyu kısa olduğu için bu ağırlıkları kaldırılabilir. Ama Türkiye'deki önyargıyı şu şekilde kaldıralım. Boyu kısa kaldı. Öyle bir şey yok. Şimdi basketbolcu arkadaşlara bakıyorsun çok uzunlar ama bunlar neden uzun? Nedeni uzun oldukları için. Ben voleybol oynadım. Dediğim gibi gelişim gösterdim. Şu anda voleybolcularda çok uzun ama bak bana boyum 1.70, o zaman benim de 1.90'lara vurmam gerekiyordu. Öyle durum söz konusu değil. Yani bu daha çok yatkınlık. Bana göre bu arkadaşlar sporlara yönlendiriliyor ve dolayısıyla böyle bir başarı geliyor.



Kuşadası Dergi olarak, şehrimizin spor ve sağlıklı yaşam konularındaki nabzını tutmaya devam ediyoruz. Bu ay, CrossFit'in önde gelen temsilcilerinden biri olan Cross Box Kuşadası'nın işletmecisi ve deneyimli eğitmeni Taylan Uğur ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Taylan Uğur, sporun güçlendirici ve yaşamı dönüştürücü etkilerini Kuşadası Dergi okurlarıyla paylaştı.
Siz de formda bir yaşam tarzını benimsemek ve CrossFit ile tanışmak istiyorsanız, Cross Box Kuşadası'nı ziyaret edebilir, Taylan Uğur'un liderliğindeki uzman eğitmen kadrosu eşliğinde sağlıklı bir dönüşümün kapılarını aralayabilirsiniz.